Ara

DOĞADAN ÖĞRENEBİLECEĞİMİZ 3 ÖNEMLİ DERS

Doğadan öğrenebileceğimiz üç önemli ders! Geçen günlerde okuduğum bir kitaptaki 3 ana konuyu seninle paylaşacağım. Kitapta çok önemli bir noktadan bahsediliyor,



Einstein, doğayı gerçekten anlamak için hayatını adamış olan bir insan ve kendi hayatımda zorlukla karşılaştığında, sorunlar olduğunda nasıl bir bakış açısıyla bu durumların üstesinden gelmeye çalıştığını anlatıyor bu kitap. Einstein günlük hayatında bir sorunla savaştığını fark ediyor ve orada takılıyorsa kendisine bir zaman dilimi yaratıp, kampüsün dışındaki çiçek bahçelerinin olduğu yere gidip, çiçekleri çiziyormuş, doğayı izliyormuş. Onları anlamaya, analiz etmeye, incelemeye değil, sadece izlemeye ve hissetmeye çalışıyormuş. Sadece orada olmaya izin veriyormuş ve kendisine şunu hatırlatıyormuş; Dünyada hiçbir zaman her şeyi bilemeyeceğiz, dünya o kadar bilinmezlere dolu ki hiçbir zaman her şeyi bilemeyeceğiz. Bilmemeye izin vermek, buna kendimizi bırakmak o kadar değerli ki… Aslında tam olarak bunu yapıyormuş Einstein. Bir şeyi bilmediğimizi kabul etmek, bildiğim tek bir şey varsa o da hiçbir şey bilmediğimdir der ya Sokrates. Benim de en sevdiğin bir sözdür. Einstein’ın bu noktaya vurgu yaptığını görüyorum.


Bahçelerde dolaşırken sadece hissetmeye, orada olmaya ve hislerine izin vermeye çalışıyormuş. Bunu da aslında diğer yandan da Mindfullnes’a benzetebiliriz. Farkındalık gelmiş bir çeşit meditatif bir alan, bir zaman yaratmak çok yardımcı olabilir. Bunu belki günlük hayatında biraz daha fazla kullanmaya çalışabilirsin. Ben kişisel olarak çok bunaldığım zaman, hemen nehir kenarında bir yürüyüş yapmaya çalışıyorum ya da kedilerimi izliyorum, kedilerimle sarılıyorum onları hissetmeye çalışıyorum. Güzelliklerine bakıyorum bu gerçekten zihnimi toparlamamda bana çok yardımcı oluyor ve beynimi boşaltıyorum bu sayede. Belki sana da yardımcı olur. O yüzden bence çok önemli bir ders olduğunu düşünüyorum.


Diğer yandan ise, atomu incelediğimizde, aslında atomun yüzde 99.9999'da boşluk var ve biz atomlardan oluşuyoruz, atomun yapı taşının da hepsinin bir boşluk olduğunu bildiğimize göre, şunu merak etmeden duramıyor insan; o zaman biz nasıl yaşıyoruz, biz boşluktan ibaretsek nasıl yürüyebiliyoruz, nasıl su içiyoruz, nasıl konuşabiliyoruz? Dolayısıyla aslında o kadar fazla bilmediğimiz şey var ki… ama günlük hayatımızda pek çok şeyi kafamızda takıp, enerjimizi harcıyoruz ve hep mükemmel bir şeyler yapmaya çalışıyoruz. Bir yandan günlük hayatımızda Belki bunu kendini hatırlatırsan, dünyada zaten az bir kontrol sahibi olduğumuzu kendi kendimize hatırlatırsak, belki biraz daha anlayışlı, biraz daha farkında, biraz daha huzurlu bir şekilde yaşayabileceğimiz düşünüyorum.


Bir diğer önemli bilgi ise; her şey birbiriyle bağlantılı. Ne demek bu? Mesela boş bir kağıt düşün. Bu boş kağıdı düşününce neler görüyorsun? Belki huzuru ifade edebilir, anlamsızlığı ifade edebilir ve sadece bir kağıt diyebilirsin. Ama bu kitaptaki hikâyelerde bir tanesini de şundan bahsediyordu; çok hoşuma gitti. Kitapta bu kağıdın sadece bir kağıt olmadığını, hayatı tam anlamıyla anlatan bir kağıt olduğundan bahsediyordu. Bir kağıda baktığımız zaman, kağıt neyden üretilir? Kağıt ağaçtan oluşur değil mi? Peki ağaç nasıl oluşur? Havadan, topraktan ve güneş sayesi ile yaşar. Yeşermesi ile beraber bir ağaç oluşur. Kağıt kendiliğinden oluşmuyor. Ağacı kağıda dönüştüren şey nedir? İnsandır, iş gücüdür. Ve bu iş gücünü yaparken, bu konuda çalışan kişiler nereye ihtiyaç duyar? Yemeğe, barınmaya ve suya ihtiyaç duyar. Peki insan neden çalışır? Bir şekilde hem kendisini geçindirmek hem ailesini geçindirmek için, sevdikleriyle beraber bu hayatta yaşamaya devam etmek için çalışır. Yani aslında bir kağıda

baktığımız zaman hayatı tanımlayabileceğimiz pek çok farklı aşamayla görebiliyoruz. Neden bu örnekten bahsettim?


Şöyle ki aslında hayatımızın her alanını böyle. Biz bir şeyi, herhangi bir kağıdı bile sadece kağıt olarak görürsek hayata çok at gözlüğüyle bakmış oluyoruz aslında. Anksiteyi, sadece anksiyete ismiyle görürsek, çok fazla kaygılanma hali olarak gördüğümüzde, sadece kaygılanmamak için bir iki egzersiz önerirsek, durumun çok daha körlenmesine, çok daha at gözlüğüyle kısıtlanmasına ve sonuç odaklı bir bakış açısıyla yaklaşmış oluruz. Psikolojimiz; “Ruh, Beden ve Zihin” Bu üçüyle o kadar bağlantılı ki… O yüzden bence holistik yaklaşmak yani bütünsel yaklaşmak çok önemli olduğunu düşünüyorum. Pek çok alanda uygulayabiliriz. Yaptığın işi sadece bir iş olarak değil de, hayatın pek çok farklı kısmından ilham alarak yaptığında, çok daha farklı, çok daha bütünsel ve çok daha güzel bir şekilde geliştirebileceğim düşünüyorum. O yüzden, belki birazdan sorgulamaya çalışabilirsin. Ben buna nasıl daha

farklı açılardan yapmaya çalışabilirim diye düşünebilirsin. Bu sana genel olarak hayatta huzuru, anlayışı ve aynı zamanda mutluluğu ve dengeyi sağlayacaktır diye ümit ediyorum. Umarım bu anlattıklarım sana çok yardımcı olmuştur. Diğer yandan ise eğer benden veya diğer takım arkadaşlarımdan online terapi almak istersen, kendini biraz daha fazla geliştirmek istersen ve hayallerin için biraz daha adım atmak istersen her zaman bize ulaşabilirsin.


Kendine iyi bak! Hoşçakal!


0 yorum